Görüşlerimizin teorik esaslarını aktarmış bulunduktan sonra artık bunların pratikteki iz düşümlerine dair fikir yürütme işine daha fazla ağırlık vermenin sırası geldi. Bu hedef doğrultusunda siyasî, iktisadî ve sosyal programımızın merkezinde yer alan İkinci Zümre’ye dair bazı hususiyetleri ortaya koymak yerinde olacaktır.
Zümreler Dördüncü Zümre’nin geçtiğimiz yüzyıldaki isyanından sonra artık sosyal gerçeklikteki karşılıklarını yitirdiler. Ancak bu onların yok olmalarına değil yalnızca ortalama bir kimsenin gözlerinin önünden çekilmelerine sebep oldu. Mesela sosyal sahadaki görünürlüğünü terk eden Birinci Zümre gözden uzak yerlerde kadim öğretileri korumaya ve hak eden taliplere aktarmaya devam etti. Bir gün imkânlar tekrar elverişli bulunduğunda bu kimseler nispî inzivalarından çıkıp -yahut daha doğru bir ifadeyle kitlelerin onlara doğru hareket edişiyle- toplumun etrafında bir araya geleceği değişmez ilkeleri tekrar görünür kılacaklardır.
Ancak durum İkinci Zümre açısından daha karmaşıktır. Dünyevî otoritenin bu temsilcileri sosyal bağlam haricinde işlerine -bu işlerin tanımı gereği- devam edemezler. Kendilerinden artık çoktandır esirgenmiş bulunan sosyal imkânlar ve onlara meşruiyet bahşeden Birinci Zümre’nin himayesi olmaksızın bu kimseler kendilerini büyük bir açmazın içerisinde bulmaktadır. Yazımızda evvela İkinci Zümre’nin bugünkü potansiyel varlığını incelemeyi, sonra onu tekrar meydana çıkaracak olan koşulları tartışmayı, son olarak da onun varlık sahasına geçtikten sonraki mücadelesine dair bir iki söz söylemeyi faydalı görüyoruz.
Potansiyel İkinci Zümre Mensupları
Bir zümrenin varlık sahasından potansiyel sahasına çekilmesi artık mensuplarının kamusal alanda görünür tanınırlık ölçütlerinden mahrum olması anlamına gelir. Bu mahrumiyet sebebiyle klasik dünyada İkinci Zümre mensuplarını diğer zümre mensuplarından ayırt etmemizi sağlayan soy, toprak sahipliği ve savaştaki öncülük gibi bariz göstergeleri etrafımızda hazır bulmayı beklememeliyiz.¹ Potansiyel sahasındaki bir zümrenin topluma dağılmış mensuplarını tanıyabilmemizin tek yolu şahsî hasletler ve iradelerinin yönlerini tespit etmeyi sağlayacak bazı kıstaslara müracaat etmektir.
Evvela İkinci Zümre’nin en mühim işlevi insanlar arasında bir nizam tesis etmek, bu nizamı korumak ve sürdürmektir. Bu sebeple bu zümrenin bir mensubu olmak toplumsal meselelere karşı en yüksek seviyede bir kayıtlılık hâlini gerektirir. Bu bakımdan kendi kudretini aşan, onunla hiçbir alakası olmasa dahi onunla aynı toplumsal bağlamda cereyan eden her türden hadiseye karşı merak ve samimi alaka İkinci Zümre’nin potansiyel mensuplarını tanımak için kullanılabilecek ilk temel kriterdir.
Ancak söz konusu kriterin bugün pek çok kimse tarafından yanlış anlaşılabileceğini varsayarak bir uyarıda bulunmamız icap ediyor. Toplumsal meselelere yönelen bu ilgi doğrudan toplumsal hayat pratikleri ile ilgili olmalıdır. Bugünün insanlarının toplumsal meseleler denince anladığı uzun ve sonu gelmez tartışmalar en iyi ihtimalle yerini kaybetmiş Üçüncü Zümre’nin eğlenmek için giriştiği türden düşünce deneyleridir. İçi boş “yasa”, “kavram” ve “teorileri” ağızlarından düşürmeyen “aydınlar” elbette ki bütün bu uzun konuşmaları ertesi sabah girişecekleri faaliyetlerin yol haritasını çıkarmak için yapmıyorlar! Sosyal medya üzerinden yürütülen kampanya ve tartışmalara dair bir yargı belirtmeyi ise okuyucuya saygısızlık addederiz.
İkinci olarak İkinci Zümre’nin hayatını sorumluluklar üzerine inşa ettiği bilinmelidir. İlk hasletle doğrudan bağlantılı olarak İkinci Zümre’nin potansiyel mensupları her türden meseleye “haklarından” çok “sorumluluklarını” esas alarak yaklaşırlar ve kendilerini kuvvetlerinin yettiği her soruna karşı mesul görmeye eğilimlidirler. Bu bakımdan günümüzde pek yaygın olan, hayatın herhangi bir alanında bencilce hareket etmeyi mümkün kılan her türlü zihnî yönelim onlara tiksinti verir.
Üçüncü olarak bu zümrenin potansiyel mensupları menfaatlerini sosyal sahaya ait kazanımlarla tanımlarlar. Bu kimseler için itibar paradan, şan şehvetten, onur lüksten daha önemlidir. Ahlaken bozuk numuneleri dahi maddî kazançlardansa belli belirsiz sosyal kazanımları tercih eder. Onlar için ticaretin getirileri -en geniş anlamıyla- siyasetin getirilerinden neredeyse her zaman daha azdır.
Diğer taraftan tam olarak bu üçüncü haslet sebebiyle, birinci haslet olarak zikredilen toplumsal duyarlılığın maddî meselelere hakkından fazla ehemmiyet vermeyen türden bir duyarlılık olması icap eder. İkinci Zümre’nin potansiyel mensubu kendinde bir durum olarak yoksulluktansa para sahiplerinin diğer insanları mağdur etme gücünü ve hakkını kendilerinde bulmalarını sorun edinir. O, insanlara eşyaları değil tabiatlarına göre yaşamalarını engelleyen sebepleri ortadan kaldırmayı vadeder.
İkinci Zümre’nin Varlık Sahasına Gelişi
Bütün bu şahsî hasletler henüz inşa edilmemiş bir duvarın tuğlalarına dönüşecek toprağın nerelerde bulunduğuna delalet etmekle iktifa ediyor. Toprağın kalıplanması ve pişmesi artık zümrenin potansiyel sahasından varlık sahasına geçişi manası gelir.
İkinci Zümre’nin potansiyel mensupları fıtratları gereği toplumun Zümreler Doktrini’ne göre tanzimini öngören bir teklifi mutlaka müspet karşılayacaklardır. Bu bakımdan Karşıdevrimci bir hareketin varlığından ve kendi türdeşlerini bir araya getirdiğinden haberdar olan bir kimsenin harekete bizzat dâhil olmak yönündeki samimi arzusu güvenilir bir gösterge addedilmelidir.
Arzu kelimesini “samimi” sıfatıyla nitelemeyi uygun görüyoruz zira bu arzu yer yer Üçüncü Zümre’nin fikrî savrulmalarının veya Dördüncü Zümre’nin anlık heva ve heveslerinin yanıltıcı bir görüntüsü olabilir. Bu bakımdan arzunun iştiyak ve azim hâlinde süreklileşmesi, mutlaka her adımda harekete ve gayrete dönmesi İkinci Zümre mensuplarının özelliklerine en uygun olanıdır. Zira İkinci Zümre mensupları gayelerinde sabitkadem olan ve toplumun dönüştürücü etkilerine mukavemet edebilen insanlardır. Yakın bir tarihe dek sürdürdükleri toplumu yönlendirme vazifesini ancak bu hasletleri sebebiyle yerine getirebilmişlerdir.
Böylece toplumu tanzim edecek olan hareketin oluşum merhaleleri, aynı zamanda zümrelerin tekrar yerli yerine getirilmesinin ilk şartı olan İkinci Zümre’nin yeniden teşekkülünü de sağlamış olacaktır. İkinci Zümre’nin teşekkülünden sonra Üçüncü ve Dördüncü zümrelerin mensuplarının tespiti ve bunların sistem içindeki yerlerinin belirlenmesi yalnızca biraz zaman isteyen teknik bir mesele olarak görülebilir. Zira İkinci Zümre teşekkülünü tamamladığı takdirde bu zümreleri tanzim edecek irade ve aygıtlara sahip olacaktır.
İkinci Zümre’nin Mücadelesi
Modern halkçılık ve onun türevi sayılabilecek fikir akımları evvelce dergimizde neşredilmiş yazılarla pek çok defa tenkit edilmişti. Tüm bu “avamcılık” karşıtlığının kökeninde Zümreler Doktrini’nden neşet eden sistemli kanaatler bulunmaktadır. Doktrine göre üst zümreler alt zümrelerden çıkarak ondan kopmuş değildir, zira “Büyük, küçüğün içinden çıkamaz”. Bu prensip İkinci Zümre’nin pratikteki mücadelesi bakımından da göz ardı edilmemesi gereken bir esastır.
Sınıf ve milliyet hareketlerinin aksine Karşıdevrim bir tür çoğunluk grubunun iktidar haklarından bahsetmez. Pratikte mümkün olmayan bu türden bir hayali allayıp pullayıp kitlelere pazarlamak ve onun kol gücünü kendi sözüm ona “zihin gücü” ile birleştirmek gibi bir gizli ajandaya tevessül etmez. O, mücadeleyi yürütecek kol ve zihin gücünü tamamen kendisinde -yani İkinci Zümre’de- bulur. Zira onun savaşı niteliğin niceliğe karşı giriştiği savaştır. Bu savaşın en gerçek hâlinde sayıca az olmak bir dezavantaj değil hakikî zaferin ön koşuludur.
İkinci Zümre -metaforu sürdürecek olursak- duvarın inşası süresince tekâmül eder. Eğer bu duvar ötesindeki tehdidi dışarıda tutarak berisindeki yaşama bir istikrar kazandırabiliyorsa yeterli tuğlaya sahip demektir. İkinci Zümre kendi manevî kaynaklarını bildiği, geçimini sağladığı, mensuplarının terbiye ve koordinasyonunu şüphe ve tereddüt duymaksızın tesis edebildiği günden itibaren bu duvarın arkasındaki nicelikler dünyasına kafa tutmaya hazırdır.
¹ Bugünün tüm toplumsal kurumlarının tamamıyla Dördüncü Zümre mensuplarınca işgal edilmiş bulunduğunu unutmamak gerekir.