Karşıdevrim Nedir ?

Karşıdevrim Nedir ?

Abdullah Veli Uçar

Sayı 06

29 Temmuz 2026

IV

Evvelki kısımlarda Karşıdevrim’in meta-siyasal bir ideoloji olduğundan ve bu ideolojinin temel bileşenlerinden bahsettik. Ancak Karşıdevrim her ne kadar ismini oluşturan “karşı” ve “devrim” kelimelerinin ayrı ayrı işaret ettiği anlamlardan çok farklı bir şey olsa da aynı zamanda bir mücadelenin adıdır.

Sistemli ve gelişmekte olan bir ideolojiye intisabı gerektirdiği için bu mücadelenin modern olduğu şüphesizdir. Ancak modern diğer mücadelelerden farklı olarak Karşıdevrim, modernitenin bir tarafından tutup diğer tarafını dönüştürmeyi veya düzeltmeyi düşünmez. Aksine, krizleri gün geçtikçe büyüyen “hasta adam”a kendi mezarını kazdırarak ona son kurşunu bizzat kendisi sıkmayı arzular. ¹ Bu sebeple mücadelenin olabildiğince çok “radikal” -yani moderniteyi oluşturan çeşitli problem sahalarının tümüne nüfuz eden- ve olabildiğince az “marjinal” -yani bugünkü sosyal hayatın merkezinde yer alan meselelere olabildiğince yakın- bir mevkide durması icap eder. Bu konudaki esasları ortaya koymak için vakıada elimizde bulunan “siyasetin kapalılığı” ve “kolektif zihnin yitimi” fenomenlerini incelememiz gerekiyor.

Modern devlet geldiğimiz noktada hayatın kılcal damarlarına nüfuz etmiş bulunan dev bir makineye dönüştü. Demokrasinin sağladığı atmosfer neredeyse herkesi bir ölçüde politikleştirirken devletin işleyişine dair pek çok konuyu geniş bir bürokratlar ve teknokratlar zümresine bıraktı. Böylece kitleler devlet üzerinde bir tesire sahip oldukları inancını sürdürürken pratikte bunun tekabül ettiği alan bir iki sembolik meseleyle sınırlı kalabildi.

Yakın tarihte mevcut durumdan duyulan hoşnutsuzluk sebebiyle harekete geçen toplulukları dikkatle incelediğimizde kaderlerindeki ortaklık gün gibi ortaya çıkıyor: Hakikî bir dönüşüm talep eden herhangi bir hareketin henüz erken safhalarında siyaset sahasına girmesiyle marjinalize olması tam olarak aynı anda gerçekleşiyor. Zira ne uluslararası siyasete ve büyük çaplı ekonomik ilişkilere göre dizayn edilmiş olan bürokratik yapılar ne de kendisini eldeki gündelik ve sathî tartışmalarla kolay yoldan ifade etme imkânına kavuştuğunu düşünen kitleler sistemde köklü bir dönüşüm sağlayacak olan bir grubun başarısını kabul edecektir.

Öbür taraftan bu tespit her ne kadar pek çok ideolojik teşebbüsün havanda su dövmekle eş değer olduğu iddiasını ima ediyor olsa da bizce herhangi bir karamsarlığı gerektirmiyor. Mevcut sistemin çizdiği sınırlar içindeki siyasetin kapıları kapalı olabilir ancak insan hayatının hâlâ pek çok alanı meta-siyasal mücadeleye sonuna kadar açık bulunmakta. Bir mücadele olarak Karşıdevrim’in sosyal ve iktisadî sahaları esas alması da tam olarak bundan kaynaklanıyor.

Hangi ideolojiye mensup olurlarsa olsunlar sistemin belirli bir ölçüde değişmesini talep eden hiçbir grup -henüz insan kaynağı eksikliği ve maddi sıkıntılar baş göstermezden evvel bile- kendi kurucu kadroları içinde gerekli ahengi yakalayamıyor. Bunun sebebi bugünkü sosyal enerjinin kolektif hareket etme şuuruyla bir arada bulunmuyor olmasıdır. Tarihteki başarıların ilhamıyla yola çıktıkları belli olan sağ ve solun nice idealisti, geçmişteki tüm mücadele destanlarının şiddet ve yoklukla terbiye edilmiş olan nesillerin miraslarına yaslandığı hakikatini bugün gözden kaçıyor gibi görünüyor.

Devletin aşırı genişlemesi nasıl siyaset sahasını kapatarak bize mühim bir sinyal veriyorsa insanların kolektif kabiliyetleri kendilerine sunacak hayatlardan mahrum kalmış olmaları da ikinci bir mühim sinyal olarak değerlendirilmeli. Yani artık sorun bir görüşün mensuplarının başarılı olup olmamasından daha köklü bir sorundur. Bu sorun artık bir görüşün mensuplarından bahsedip bahsedemeyeceğimiz sorunudur.

Mevcut toplum iktisadî menfaat arayışlarını hayatının her sahasında bireyin bir sorumluluğu hâline dönüştürdü ve en parlak dimağların pek çoğunu bu sorumluluğun esiri kılmayı başardı. Asgari bir saygınlık için bile üretim-tüketim zincirlerinin sağlam bir halkası olmaya mecbur bırakılan insanlar artık bireyselliği bir varoluş biçimi olarak benimsemeye başladı. Bugün hâlâ ortak düşünme ve hareket etme kabiliyetine sahip bulunan azınlığın nüfusunun hızla azaldığını tahmin edebiliriz. Zaten bu azınlığın içinde de önceki devrin yetiştirdiği yaşlılar, henüz metropol hayatına entegre olamamış köylüler ve güçlü bir cemiyet formasyonu almasına rağmen intisap ettikleri değerlerin yönlendirmesi yüzünden ellerinden kayıp gitmekte olanı anlamayan şehirliler gibi birbirinden kopuk pek çok alt grup bulunuyor. Dolayısıyla artık bir çağrının -içeriği ne olursa olsun- kuvvetli bir kitlesel kayıtsızlık duvarını aşmak zorunda olduğunu kabul etmeli. Bir maksat için insanları seferber etmezden evvel akıllarında asgari bir “seferberlik” anlayışının bulunduğundan emin olmalı. Bu, 20. yüzyıldaki ideolojik hareketlerin genellikle inmek zorunda olmadığı bir seviyeyi ima ediyor.

Evvelce Karşıdevrim’in kendi muhataplarını yetiştiren bir terbiyeyi de ima ettiğinden bahsetmiştik. Bu terbiye etme süreci bireysellikler denizi içerisinde kolektif bir ada inşa etmek işi olarak görülebilir. Uzaktan görünmez ellerle atomlarına ayrıştırılan ve kolayca yönlendirilen yığınlar tarafından kuşatılmış bulunan “kabiliyetli hoşnutsuzlar”, evvela sağlıklı düşünmelerini garanti edecek sosyal ortamlara sahip olmak zorundadır. Onları ilkelerin, doktrinlerin ve ideallerin dünyasına bağlayarak “radikalliklerini” diri tutacak bu ortamlar; çoğu zaman alternatiflerin gözden çıkarılmasını ve kendilerini görünmez ama kuvvetli iplerle belli mekân ve insanlara bağlamalarını gerektirir. Hâlihazırda bildiğimiz vakıflar, dernekler, öğrenci toplulukları, siyasî partiler ve dost meclisleri bu ortamların ancak niteliksiz birer karikatürü addedilebilir.

İkinci olarak bu yolun yolcuları metropolün ve kapitalizmin kolektif kimlik üzerindeki aşındırıcı etkilerinden kurtulmak için kendi terbiye ortamlarına süreklilik kazandırmalıdır. Bunun için üretim, ticaret ve tüketimi kendi kimliklerine nispetle yürütmenin yollarına bakmalıdırlar. Kâr hırsını tasfiye etmiş ve kendisini geniş kitlelere karşı sorumlu hisseden kimseleri bir araya getirerek onlarla dayanışma içerisinde hareket etmeli, üretim ve tüketim alışkanlıklarını kendilerini uzun vadede avantajlı kılacak şekilde düzenlemeli, yoldaşlarını zenginleştirmeksizin onların iktisadî güçlerini artırmayı amaçlamalıdırlar. Ancak bu yolla “marjinalleşmekten” kurtulabilirler.

Bütün bunlar Karşıdevrim’in günümüzde benimsediği yola dair ufak bir değerlendirmeden ibarettir. Bu mücadelenin ona gönül vermiş insanlardan ve onların yapıp ettiklerinden bağımsız düşünülmemesi gerekir. Yazıyla ifade edilebilecek şeylerin kısıtlılığı karşısında zikrettiğimiz esaslara göre vücuda getirilmiş bir cemiyetin gerçek bir mensubu olmak, bu memlekete dair anlamak ve yapmak istediğimiz her şey için kaçınılmaz bir ön koşuldur.


¹ Kapsamlı bir modernite tartışmasına girişmenin yerinin burası olmadığı kanaatindeyiz. Ancak burada modernite ile kastettiğimiz fenomenin, evvelki kısımlarda savunduğumuz pozisyon ve görüşlerin tam karşısında yer alan ve son birkaç yüzyılda gittikçe artan bir hızla yaygınlaşan eğilimlerin tümünü birden işaret ettiğini söyleyebiliriz.