İktidarın Bugünü

İktidarın Bugünü

Abdullah Veli Uçar

Sayı 02

29 Kasım 2025

Abdullah Veli Uçar

Sayı 02

29 Kasım 2025

Evvelki yazımızda “varlık”ı insanın tarihteki devindirici olma kabiliyeti olarak tanımlamıştık. İktidarın ise ancak bu varlığın yoğunlaşmış bir hâli olduğunu söylemiştik. İktidarın bugün dünya üzerindeki mahiyetini hakkıyla kavramak için onu nitel ve nicel yönleriyle ele almak gerekiyor. 

İktidarın bugünkü niteliğini en geniş resimde görebilmek için Zümreler (Kastlar) Doktrini’nden istifade etmek icap ediyor.¹ Doktrine göre insanlar dört zümreden müteşekkildir. Bu zümrelerin ilki ilim ve irfan erbabıdır. Birinci Zümre, toplumun tabiri caizse ana referans noktasını ve İkinci Zümre olan hâkimlerin ve emirlerin meşruiyet kaynağını teşkil eder. Sözü edilen bu zümre dünyevî kuvveti elinde tutar ve Birinci Zümre’nin manevî hareketsizliğine nispetle maddî hareketi temsil eder. Bu kimseler görünen nizamın hamileri ve banileridir. Bir sonraki yani Üçüncü Zümre; tüccar, zanaatkâr, bilumum sermayedar ve hakikî meslek erbaplarının zümresidir. Bu zümre maddenin seyriyle alakadar olur, imalat ve ticarete mesai harcar. Sonra da sayıca en kalabalık olan ve bu zikrettiğimiz zümrelerin dışındaki insanları kapsayan Dördüncü Zümre gelir. 

Kronolojik olarak evvela Birinci Zümre dünyadaki iktidarın -herkesin ittifak ettiği üzere- sahibi iken İkinci Zümre ona isyan ederek görünür iktidar pozisyonlarını ele geçirdi. Daha yakın tarihlerde ise Üçüncü Zümre’nin ve (son olarak) Dördüncü Zümre’nin isyanları bu zümreleri sırasıyla dünyevî kuvvete en ziyade sahip olan zümre kıldı. Söz konusu isyanlarla alakalı kırılma noktalarını temsil eden bazı mühim siyasî olaylar bulunmakla birlikte bizler bu meseleyi insanlığın en büyük kısmının ortak kavrayışına işaret eden hâkim zihniyet üzerinden takip etmeyi daha faydalı buluyoruz. 

Birinci Zümre’nin dünyadaki iktidarı manevî ve “ideal” olanı önceleyen ve toplumun her kesiminde bunlara hürmeti esas kılan bir hâkim zihniyeti yerleştirmişken İkinci Zümre kendi iktidarıyla kahramanlık ve erdemlerin en üst kıymet ve nihaî gaye olduğu bir âlem inşa etti. Üçüncü Zümre selefini devirdikten sonra maddiyatı merkezî bir mevkie getirdi. Ancak bu zümrenin maddiyat telakkisi -mensuplarının mazisi ve tabiatı gereği- beşerî ve sosyal olanı da bir miktar işaret edebilecek kadar nüanslıydı. Hâlbuki Dördüncü Zümre’yle gelen hâkim zihniyet maddiyatı en çıplak ve basit hâliyle bütün evrenin merkezine koydu. Bu bakımdan Birinci Zümre’nin “hakikî ilimler”i, İkinci Zümre’nin sanat ve felsefeyi, Üçüncü Zümre’nin sosyal bilimleri ve temel pozitif bilimleri, Dördüncü Zümre’nin ise teknolojiyi ve pratik bilgiyi kendi nazarlarında en ehemmiyetli gördüğünü söyleyebiliriz. 

Bugün geldiğimiz noktada dünyanın etrafını saran ruhun bu en alt zümreye ait olduğu aşikârdır. İnsanoğlunun elini attığı her şeyi ancak en maddî yerinden tuttuğu çağımızda, en makbul görülen kimseler bu hâkim zihniyete en çok yakışanlardır: “Vizyoner” ve “esnek düşünebilen” (töresiz ve ilkesiz demenin biraz dolambaçlı bir yoludur bu) devlet adamları, teknoloji müteşebbisleri, bedeni en güçlü ve sağlıklı olan yahut başka bedenleri en çok uyarma kabiliyetine sahip olan kadın ve erkekler… 

Nicel bakımdan değerlendirildiğimizde bu çağın iktidarının daha evvelki iktidarlara nispetle çok daha az sayıda insanın elinde yoğunlaşmış bulunduğunu görüyoruz. Bu hassaten ilginç bir meseledir, zira hâkim zihniyet en çok sayıda insanı temsil eder bir hâlde iken, vakıa, varlığın pek az insanda toplanmış bulunmasıdır. 

Pratik, gündelik ve maddî olanın temsilcisi olan kesimlerin güç kazanması geniş bir ticaret ağları sistemi ve teknolojinin gelişimiyle eş zamanlı olmuştur. Bu kimseler art arda ürettikleri yeni üretim araçlarını ve tüketim nesnelerini, diğer insanları kendileriyle iktisadî alanda rekabet etmeye mecbur etmek ve kaçınılmaz surette onları yenmek için kullanmışlardır. 

Pazara açılan her yeni şehir, köy ve kabile; bunu daha erken yapanlara göre dezavantajlı pozisyonda kalmıştır. Bu durumda maddiyatın daha erken birincil hâle geldiği coğrafyalardaki insanlar, dünyanın herhangi bir bölgesi ağlarına eklendikçe diğerlerine nispetle daha da zenginleşmişler ve bu zenginleşme sonucunda da kendi koşullarını daha çok dayatarak farkı azamî seviyeye çıkarmaya çalışmışlardır. 

Teknoloji bu sürecin belirli bir noktasında bir kuvvet çarpanı olarak belirmiş, aynı iktisadî sistemin genişlemesine ve avantajlıların görece servetlerini daha da artırmalarına sebep olmuştur. Dördüncü Zümre’nin iktidarının ileri safhalarında, yani tüketimin üretim karşısındaki nispi önemini daha da artırmasıyla teknoloji; bu iktidarın içinde bulunduğu problemlerin üstüne gerilen bir örtü olmuştur. Bu örtü kitlelerin her bir ferdinin beş duyusunu birden bir “uyaran bombardımanına” tutarak yığınların klasik dünyadaki hiyerarşik referansın ortadan kalkması sorununu sezmesini ve bizzat kendileri arasındaki akıl almaz eşitsizlikleri dert edinmesini bir hayli geciktirmiştir. 

Bu nitel ve nicel dönüşümler olurken Birinci Zümre’nin mensupları tıpkı eskisi gibi varlıklarını hayatın her göze görünür olmayan tarafında sürdürmeye devam etmiştir. Kendilerini başka herhangi bir zümrenin teveccühüne muhtaç görmeyen bu kimseler nazarından dünyanın seyrinin ne yönde olduğunu anlamamız güçtür. Ancak ikinci, üçüncü ve (az sayıda da olsa) dördüncü zümrelere mensup kimseler bütün bu değişikliklerin derin tesiri altında kalmışlardır. Öyle görünüyor ki bu kimselerin ruhlarında kaynayan irade yeterli tazyiki ürettiğinde birkaç asırlık çözülmeler silsilesinin duvarlarında gedikler açılmaya başlayacaktır. Bunun hakikî mahiyetinin ne olacağını söylemek imkânsızsa da bu husustaki bazı fikirlerimizi ifade etme işini sıradaki yazımıza bırakıyoruz.

1 Doktrinin esasları ve füruuna dair tafsilatlı malumat için Rene Guenon’un eserlerine müracaat edilebilir.