İktidarın Yarını

İktidarın Yarını

Abdullah Veli Uçar

Sayı 03

31 Ocak 2026

Abdullah Veli Uçar

Sayı 03

31 Ocak 2026

Bir önceki yazımızda Zümreler Doktrininden bahsetmiştik. Bu doktrinin tarihe tatbikinden varabileceğimiz sonuca göre küresel ve yerel sistemlerdeki seçkin gruplarının iktidarlarını başka gruplara devretmesi bazı kırılma dönemlerinde birtakım zihniyet dönüşümlerine vesile olmuş ve nüfusun büyük bir bölümü için hayatın en temel sorularına verilen cevapları değiştirmiştir. Diğer yandan bu dönüşümler sancısız olmamış ve bugün geldiğimiz noktada yüzyıllardır birikmiş bulunan tansiyonlar mevcut hâkim zihniyet’in sürdürülebilirliğine yönelik büyük bir tehdit üretmiştir. Şimdi sıra, kollarımızı sıvamamızı gerektiren durumu ele almaya geldi.

Tarihe baktığımızda zümre mensubiyetlerinin evvela sosyal müesseselerce tescil edilegeldiğini görürüz. Bir irfan ehlinin tekkede, ricâl-i devletten bir kimsenin sarayda, bir zanaatkârın dükkanında, bir çiftçinin de tarlasında bulunması kadim bir yaşam formunu sürdüren toplumların olağan hâlidir. İnsanların cemiyet içindeki konumlarına dair ittifak; manevi hasletler, soy, zenginlik, görünüş, eğitim ve tecrübe gibi faktörlerle beslenerek söz konusu zümrelerin fertlerde tezahür biçimlerini pekiştirmiştir. Neticede tüm bu faktörler kadim uygarlık insanlarını öyle terbiye etmiştir ki haklarında hiçbir şey bilmesek ve görünüşlerinde hiçbir fark olmasa dahi bu kimseleri yalnızca oturup kalkmalarından tanıyor olurduk.

Bugün geldiğimiz noktada, Dördüncü Zümre’nin iktidarıyla beraber bu farkların artık geçersiz veya pek belirsiz olduğunu iddia edecek kimseler olabilir. Sosyolojik vakıa incelenerek bu argümanı besleyebilecek pek çok nicel delile de ulaşılabilir. Ancak yalnızca bu seviyedeki bir soruşturmayla hikâyeyi neticelendirmek bizce kolaya kaçmak olur. Bizim iddiamız, dünyadaki nizamın genel işleyişiyle irtibatlanma biçimlerinin zümre mensubiyetlerini ele verir mahiyette olduğudur. Yani bir kimsenin bu zamanda etrafında olup bitenle genel alâkalanma biçimi, toplum zümre aidiyetlerini tanımıyor olsa dahi bu kimsenin zümre mensubiyetine işaret eder. Dolayısıyla kabaca “şahsiyet” diyebileceğimiz unsur bugünün zümre tasnifi açısından merkezî hâle gelmiştir.¹

Birinci Zümre’nin dünya ile pek az yahut hiç alakadar olmadığından söz etmiştik. Dolayısıyla etrafta olup bitenlere karşı başka bir zümre mensubundan bekleyeceğimiz türde bir faallik, hareketlilik veya kaygı görmemiz Birinci Zümre mensubiyetiyle bağdaşmaz. Diğer taraftan bu zümreden bir kimsenin motivasyonları başka zümredekiler tarafından hakkıyla bilinemeyeceği için Birinci Zümre’nin bu hususta da resmin dışında tutulması gerektiği kanaatindeyiz.

İkinci Zümre, Dördüncü Zümre iktidarının hâkim zihniyet’i ile neredeyse tamamen uzlaşmaz bir idrak ve değerler sistemine sahip olduğu için mevcut krizi gözlemlemesi pek kolay olacaktır. Bu zümre; şerefi, haysiyeti, cesareti ve cömertliği merkezî değerleri olarak taşıdığı için etrafında bunların tam aksi yönde işlediği ayan beyan ortada olan çarka karşı en şedit olacak gruptur. Bu zümrenin mensupları entelektüalizme meyilli olmadıkları ve sosyal veya iktisadi pragmatizmin gerektirdiği hesapçılığı makbul görmedikleri için doğrudan üzerlerine düşeni yapma arzusunu omuzlarında hissetmekte ve hareket imkânlarını aramaktadırlar.

Üçüncü Zümre, mevcut koşullara adapte olmakta İkinci Zümre’ye göre daha başarılı olsa da hâkim zihniyet’teki ölçüsüzlük, tutarsızlık ve kısa görüşlülük onu da kolayca yabancılaştırmaktadır. Zikredilen hasletlerin tam zıddını temsil eden bu zümre, günlük deneyimleri neticesinde tutarlı bir gündelik hayat inşa edebilmekle birlikte Dördüncü Zümre iktidarı sonrası derin bir mana kriziyle karşı karşıya kalmış, soyut düşünme kabiliyetini bu sorunla mücadele etmek için kullanmaya meyletmiştir. Modern ideolojik gayretlerin pek çoğu bu zümrenin mensupları tarafından yürütülmektedir. Örgütlü veya pragmatik direniş imkânları genellikle bu zümrenin mensupları tarafından değerlendirilmekte, ancak İkinci Zümre mensuplarının gözü karalığı ve hareket azmi olmaksızın kalıcı başarılar elde edilememektedir.

Dördüncü Zümre ise hâkim zihniyet’le bir problemi olmayan herkesin bugün mensubu sayılabileceği zümredir. Ancak bir kimsenin hâkim zihniyet’le uyuşması onu memnun kılmaya yetmez. Dördüncü Zümre’nin bazı mensupları dünyadaki iktidarın çok az sayıda kimsenin elinde toplanarak kendilerini maddi sistemin dış çeperlerine ittiğini hissetmektedir. Bu süreç sonucunda kurulu düzenin kendilerinin temel fizikî varoluş biçimlerine dahi pek az müsaade ettiğinin farkına varmaktadırlar. Bu kimseler maddî kaynaklı kaygıların belirli bir eşiği aştığı durumlarda hâkim zihniyet’le aralarına geçici mesafeler koyarak zaman zaman Dördüncü Zümre iktidarını -kısıtlı bir bölgeye mahsus da olsa- tehdit edegelmişlerdir. Bu tür tehditler klasik dünyadaki kıtlık veya aşırı vergilendirme kaynaklı köylü isyanları veya erken dönem işçi hareketleri nevinden addedilebilir.

Bugüne kadar birbirleriyle iletişim kuracak ve beraber hareket edecek bir zemin bulamayan muhtelif zümrelerin memnuniyetsiz mensupları, eninde sonunda farklı türdeki hoşnutsuzluklarının ortak sebeplerden, yani zümrelerin yerinden edilmesinden kaynaklandığını göreceklerdir. Gelinen noktada mevcut hâkim zihniyet’in yalnızca onu taşıması gereken zümreyle sınırlandırılması ve tüm zümrelerin yerli yerine oturmasıyla kurulacak bir nizamın tesisi; siyasî, sosyal ve iktisadî bir mücadeleyi gerektirmektedir. Dergimizin maksadı da esasında bunu sağlayabilecek bir ideolojinin inşasına katkıda bulunmaktır: Zümrelerin yerlerinden edildiği tarihsel devrimlerin kümülatif sonuçlarına bir “Karşıdevrim” teklif etmektir.


¹ Zümre alametlerinin bazılarının öne geçip bazılarının geri planda kalmasının tarihi süreç içinde veya kültürler arası farklarda kolayca gözlemlenebildiği düşünülebilir. Bazı vakıalarda soyun belirleyiciliği çok iken bir başkasında servet, fiziki özellikler veya ispatlanmış kabiliyetler ön planda olabilir.