Abdullah Veli Uçar
Sayı 04
31 Mart 2026
I
Karşıdevrim bir meta-siyasal ideolojidir. Meta-siyasaldır zira siyasal olanın bizzat kendisini tartışmaya açar. Fakat bu tartışmayı herkese değil, yalnızca ehline açar. İşin ehlini ise etrafında hazır bulmaz, muhataplarının en seçkin olanlarını seçer ve uğrundaki mücadelede bizzat kendisi yetiştirir.
İdeolojidir zira kendisini kısıtlı bir politik karşıtlık, sloganlar veya toplumda hazır bulduğu değerler üzerinden tanımlamaz. Dolayısıyla Karşıdevrim, Marksistlerin anladığı üzere bir “devrime” karşı başka bir devrim tasavvur etmek değildir. O en pür ve dolaysız hâliyle “toplumculuktur”. Bir kere kendisini gösterdi mi kendisini ona karşıt olmakla konumlandıran şey devrimcilik olur. Zira Karşıdevrim’in nazarında devrimler, tarihsel süreçte uyum içerisinde çalışan toplumsal yapıların zafiyet zamanlarında tahrip edilmesi ve bir gövdeye (corpus) benzetilegelen toplumun hastalığa düçar olması durumundan ibarettir.
Modernite, gittikçe artan sıklıktaki devrimlerin bu vücudu artık ana uzuvları seçilemez duruma gelinceye dek yıpratabildiği tarihî dönemin genel adıdır. Yüzyılların getirdiği bu taarruz peyderpey ve temkinli bir çözümden çok daha yoğun, seri ve şiddetli bir mücadeleyi gerekli kılmaktadır. Zar zor seçilebilen bu gövdenin artık dayanacak gücü kalıp kalmadığı meçhuldür. Karşıdevrim göreve çağırabileceği son insanlara hitap etmektedir.
Bir ideoloji olmaklığı sebebiyle idealleri vardır ancak bu idealler dünya üzerinde bir cennet tasavvur etmez. Karşıdevrim tarihî toplumsal yapıların geri getirilmesini de hedeflemez. Yaptığı şey devrimlerin çözündürmediği toplumların ortak ve soyutlanabilir özelliklerini tespit ederek bugünkü koşullarda otantik bir hayatın imkânlarını aramaktır.
II
Devrimlerin tesirinde bulunmayan toplumlar “metafizik merkezli”, “hiyerarşik” ve “komünaldir”. Bu üç sacayağından her biri diğerleriyle yakından alakalı ve pek çok noktada birbirinden ayrılmaz olduğu için birinin eksikliğinde bütünlüklü ve krizsiz bir toplumsallık üretilemez.
Toplumun metafizik merkezliliği, sahih gelenek vasıtasıyla aktarılan ve ulvî olana yönelen bilgiye toplumsal seviyede hürmet edilmesi demektir. Toplumsallığın değişen fizikî ve sosyal koşullar karşısında bozulmadan sürdürülebilmesinin şartı değişmez metafizik ilkelerle olan irtibatın sürdürülmesidir. Pratikte bu hürmetin nesnesi -kaçınılmaz olarak- her cemiyette az sayıda bulunan ve ulvî olana dair bilgiyi temsil eden kimselerdir. Bu temsilciler yetkilerini geleneğin önceki halkalarındaki temsilcilerden tevarüs etmişlerdir. Onların zatında toplumu bir arada tutan ve kriz zamanlarında kahramanlara ilham veren ilkeler hak ettiği kıymeti görür.
Hiyerarşi kaçınılmazdır. Modern dönemde tümden şeytanlaştırılmaya, halı altına süpürülmeye yahut bazı alanlarla kısıtlı bırakılmaya çalışılan bu olgu evvela insanların birbirlerinden maddî ve manevî olarak farklı olmalarından ileri gelir. Sağlıklı işleyen toplumlarda hiyerarşi toplumsallığın her alanında bir değer olarak kabul edilmiş, farklı hiyerarşi silsilelerinin kendi içlerinde ve diğer silsilelerle uyum içinde varlığını sürdürmesi temin edilmiştir.
Tabiatı itibarıyla insan, yalnızlığı veya devasa boyutlardaki soyut cemiyetlere aitliği benimseyemez. Komünallik, insanların zihninin kendisini sınırlı sayıda insanla tanımlanabilecek topluluklara nispet etmesi zorunluluğundan doğar. Bu zorunluluk insanın yalnızlıktan kaçınarak sınırlı sayıda türdeşiyle birlikte yaşamasına neden olur. Diğer taraftan zaten geniş bir kalabalıkla birlikte bulunmak mecburiyetindeyse alt gruplar teşekkül ettirme eğilimini gösterir. Şehrin veya ülkenin fizikî sınırları içerisinde bulunan aile, mahalle, sülale, lonca ve sendika gibi yapılar bu tür alt grupların örnekleridir. Bu alt grupların doğal sınırlarını aşmamaları ve birbirleriyle uyum içerisinde işleyebiliyor olmaları sağlıklı bir toplumsallığın ön şartıdır.
Zikredilen üç ana özellik hedeflenen sistemi genel hatlarıyla tasvir etmiş olsa da bu soyut prensiplerin birleşiminde zuhur edecek toplumun neye benzediğinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve bu amaca giden yolu işaret etmek bakımından Karşıdevrim’in “Dört Unsur”unu açıklamamız gerekiyor. Ancak bu işi gelecek yazımıza bırakıyoruz.