Günümüzde modernitenin kendini en çok kabul ettirdiği sahalardan biri pozitif bilimlerdir. Öyle ki ilerici ve gerici, gelişmiş ve ilkel gibi ölçütler başat cetvellerden görülmektedir. Batı veya modernite tenkidi iddiasındaki çevrelerce bile pozitif bilimler sahasındaki modern gelişmeler müspet karşılanmakta, batının değer algısı açısından geldiği noktadan bağımsız değerlendirilmektedir. İnsanoğlu üzerinde bu kadar yoğun bir hakimiyet kurmuş olan bu sahanında aslında modernitenin diğer unsurlarından bağımsız olmadığı göz ardı edilmektedir.
İlk önce mezkûr modern pozitif bilim anlayışını inceleyerek başlamak yerinde olacaktır. Modern olan esasında meşruiyetini ilâhî olanın dışında arayan ve buna binaen kendinde hakikatin bir tezahürünü taşıyan An’anevî form ve kurumların karşısında durandır. Şayet modern bilim terkibinde bilim kelimesini sistemli bilgiler bütünü şeklinde tanımlarsak modern bilim terkibi ilâhî olan ile ilişiği kesilmiş bilgi anlamına gelir. Bu tanımın günümüzde karşılık geldiği noktayı anlamak için günümüze ulaşım sürecine değinmek yerinde olacaktır.
“Aydınlanma” olarak isimlendirilen dönem ile beraber hususen Batı toplumunda aklî süreçlere mana kazandıran ilkelere karşı bir ayaklanma gerçekleşti. Rasyonalizmin bayraktarlığını yaptığı bu ayaklanma ile bilginin merkezine insan aklı yerleştirilmesi hedeflendi. Rasyonalizm bilgiye meşruiyetini veren unsurun insan aklının kendisi olduğu ilkesine dayalı düşünce akımı olarak basitçe izah edilebilir. Hakikate dair her şeye kendi başına ulaşabileceği zannı içerisinde olan insan aklı, ihata edemediği bütün unsurları bilgiye dair tasavvurundan çıkarmaya başladı. Haddi zatında akıl ancak ihata edebileceği şeyleri anlar, yapısı gereği haddi vardır. Hakikatin bütünlüklü bilgisi ise bu hudutlar ile sınırlandırılamaz. Bunun sonucunda akıl kaçınılmaz olarak, ulaşamadığı şeyleri bilgi olmaklıktan tasfiye etti. Bu tasfiye neticesinde elinde kalan tek bilgi türü olan maddî âleme bu âleme ulaştıran duyularına yöneldi. Neticede rasyonel akla göre bir bilgi aklın sınırlarında açıklanabiliyor ise manalıdır. Netice itibariyle modern özne, metafizik gibi saf aklı aşan cihetleri olan alanlar hakkında konuşmanın bir değeri olmayacağı sonucuna vardı.
Maddî olana meyleden insanın düştüğü bir diğer yanılgı maddeyi metafizikten bağımsız olarak ele alabileceğidir. Maddî dahi olsa mekânda olan hiçbir şey kökenini mana âleminden alan nitelikten ayrışmış olamaz. Mana âlemi ile olan bağına sınır çeken modern zihin zikredilen kaidenin sonucu olarak niceliğe indirgemeye mecbur kalır. Nesnelerin kendileri ve kendinde ne olduğu bilgisi yerini bu nesnelere dair zihinde oluşan nicel yansımalarına bırakır. Geldiği bu nihaî noktada bilim, üzerine uzlaşılmış boş kavramlardan ibaret bir hâle gelir.¹ Gelinen hâlde günümüzde herhangi bir teorinin sübutunu gösterecek sabit ilkeler mevcut değil. Mevcut durumu bir miktar daha izah edelim. Zikredildiği üzere kökenleri rasyonalizm ilkelerinden neşet eden günümüz yaklaşımında bir şey akıl ile izah edilebildiği ölçüde muteberdir. Sözgelimi somut delillere, deneye ve gözleme dayalı bilimler anlamında kullanılan pozitif bilimlerin çıktısı olan bilgilere geçerlilik addedilmekte, öte yandan deney veya gözleminin sınırları bulanıklaşan alanların çıktıları ise tartışılmaya müsait olarak görülmektedir. Bu ilişkiyi modern bilimler hiyerarşisi olarak adlandırırsak şayet, aynı hiyerarşinin bir bilimin matematiksel ifade ve formüle edilme imkânı nispetiyle de yapılabileceğini görürüz. Matematik ifadenin nicelik ile ilişkisiyle beraber ele aldığımızda modern zihnin, kainatı anlayışında niceliğin yeri bu cihetiyle de gösterilebilir. Bu durum hususen modern matematik telakkisi de göz önüne alındığında şu ana kadar modern bilim anlayışı ile ilgili söylediklerimize delil gösterilebilir.
Bilginin mana değerinin ve doğruluk özelliğini kaybetmesinin en net görüldüğü saha konusu gereği zihnî nesneleri ele alan matematiktir. Modern düşüncenin aklın sınırları içerisinde anlamlandıramadığı bütün kavramları bilgiye dair olan anlayışından tasfiye ettiğine değinmiştik. Modern ruhun matematikteki tezahürü ise matematiksel nesnelerin yalnızca bir mantık ögesi olarak ele alınması olmuştur. Matematik fiziki olanın aksine niceliğin dış mekânda bilfiil tezahür etmemiş formlarını inceler. Sahasının genellikle bilfiil var olan mekâna dair olmaması, akılcı modern zihnin bu sahadaki kavramlar üzerine hızlıca bir yanılgıya düşmesine zemin hazırlamıştır. Nesnelerin ve formların niteliklerinin göz ardı edilmesinin sonucunda matematik; modern noktainazarın aklın kendi icadı olarak gördüğü analitik kavramlardan, formel inşalardan ibaret bir hâl almıştır. Aklın ürünü olarak görülmesi sebebiyle esasında modern zihin herhangi bir olguyu matematiğin dili ile açıklayabildiği ölçüde bilimsel kabul eder çünkü ancak bu nicel metrik ile olguyu sınırlandırabilir.
Modern zihnin niceliğe indirgemeci yaklaşımının ürettiği yanılgılar sadece bu cihetler ile sınırlı değildir. Söz gelimi bazı sahalarda öyle nesneler tanımlanmaktadır ki bu nesnelerin nitelikleri ve manaları göz önüne alındığında aşikâr çelişkiler oluşmaktadır. Bilimin böyle kavramların üretiminde beis görmemesi, bilimin nazarında bu kavramların yalnızca formel yapıda bir yere denk gelen sembolik işaretlerden ibaret olmasındandır. Genellikle formel yapı içerisinde anlamlandırılamayan noktaları doldurmak için üretilen bu nesneler meseleyi her cihetiyle izah edemediği gibi bulunduğu sahayı da daha ufak parçalara böler. Bu vakıa modern nazar altında birçok sahada gözlemlenebilir. Nihayetinde herhangi bir şeyin ilkesi ve manası ancak o sahanın hiyerarşik olarak daha üstündeki bir kavram tarafından verilebilir. İlkelerini kendinde veya kendinden daha altta bulunan unsurlarda arayan her daim çözümleyemediği problemlerle yüzleşecektir. Diğer bir taraftan insan, üzerine uğraştığı bilimsel üretimi anlam âleminde bir yere yerleştiremediği için uğraştığı alan namına hakikî bir neden bulamayacaktır. Bugün bilimsel üretim iddiasındaki kişilerin genel itibarı ile somut meseleler üzerine yoğunlaşması ve mezkûr üretimin motivasyon kaynaklarının başında somut çıktılar olması bundandır. Diğer bir ifadeyle arkasında dayandığı sabiteler olmadığından modern olan yalnızca zahirî olana odaklanmaya mecburdur. Bilgiye dair sahalarda niceliksel artma hiçbir şekilde niteliğin yerini dolduramayacağından bilimsel dünya görüşü insana amaçsız ve sonu belirsiz bir koşturmacadan daha fazlasını sunamaz. Bilimsel üretim dışarıdan belki pratikte karşılığı olan, arı kovanı gibi işleyen bir yapı olarak gözükse de esasında adeta tekdüze kum tanelerinden oluşan bir yapıdır.
Modern bilimin günümüz toplumu üzerine olan tahakkümüne değinmiştik. Modern düşüncelere itirazda bulunma iddiasındakiler bile çoğu zaman modern bilimsel üretimin, tekniğin “başarısını” inkâr edememektedir. İtiraz iddiasındakilerden dinî değerlerin mihmandarlığını yapma iddiasındaki kimileri bilimleri anlamlandırmaya dair çalışmalardan geri durmamıştır. “Klasik dönem içerisinde ilimler belli bir tasnif içerisinde yer alırdı. Bu tasnif yalnız fizikî ilimleri değil aynı zamanda metafiziğe dair olanları da içerirdi ve bir tür ilimler hiyerarşisi sağlanırdı. Bilim tarihî gelişimi esnasında bu tasnifini özellikle düşüncede saf akıl nazarından metafiziğin elenmesi ile kaybetti. Şayet günümüzdeki yeni bir ilimler tasnifi ile günümüz bilim nazariyesi, metafizik açıklamalar ile uzlaşarak bir hiyerarşi oluşturulursa pozitif bilimlere tekrardan İslamî nazar kazandırılabilir.” şeklinde bütün meseleyi yalnızca bilimlerin dinî veya felsefî bazı ilimlerle ilişkisine indirgeyen çeşitli anlatılar günümüzdeki çalışmalara örnek gösterilebilir. Mezkûr zevatı da hâvî kesimlerden neşet eden ve esasında özcü zihniyetin bir ürünü olan bu ve bu minvaldeki anlatılar modernin mahiyetine dair yanılgılardan kaynaklanır. Bu yanılgılar -zamanın ivmelenerek sefil olana doğru gittiğini de düşününce- giderek daha fazla bocalamalara neden olacaktır. Bilgi kaynaklarının gittikçe avamîleşmesi ile beraber zaten atomize² olmuş bilginin mevcut paradigma içerisinde bile geçersiz olan izafî yorumları oluşmaya başlamıştır.
Moderni An'anevî olana muhalif olan şeklinde tanımlamıştık. An’anevî olanın ilimlere tezahürü açıklandığı takdirde mevcut modern yanılgılara bir çıkış kapısı oluşacaktır. An’anevî bilim telakkisini daha doğru ifade edebilmek için bilim kelimesi yerine kapsayıcılığı daha fazla ve daha yerinde olan ilim kelimesini tercih edeceğiz. Geleneksel ilim anlayışında ilme dair her şey esasında bir bütünün farklı mertebelerde parçalarıdır ve bütünde sahip oldukları konum itibariyle mana kazanırlar. Burada bütün kavramının -modern zihnin yanılgıya düştüğü şekilde- yalnız fertlerin toplamında ibaret bir yapı şeklinde görülmemesi önemlidir. Zikredilenler de dâhil olmak üzere birçok modern yanılgı “bütün” kavramının bu yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. Bütüne dair yanılgı ayrıca ele alınmayı gerektirdiği için burada sadece birkaç noktaya işaret etmek ile yetineceğiz. Kendi niteliği itibariyle bütün parçasından önce gelir ve parçalar bütüne nispetle mana kazanır. Bütünün bu niteliği bütünü aşan bir düzlemden sağlanır. Binaenaleyh herhangi bir ilim ancak ait olduğu bütün içerisinde mana kazanır. Bu bütün ise ancak sahih An'ane ile aktarılır ve bir ilimde An'anevî olanı muhafaza eden bu bütüne olan nispetidir. Bu açıklama aynı zamanda yukarıda tenkit edilen anlatılara da ışık tutar. Modern düşünce mahiyeti gereği bu bütünün dışındadır ve çıktılarından olan bilimsel üretim dışarıdan bütüne eklenemez. Benzer şekilde herhangi bir modern disiplin felsefî veya kelamî dayanaklara isnat ettirilmesi bu dayanaklar ile açıklanabiliyor olmasından ötürü bütüne dahil olamaz veyahut bütüne dair unsurlar bu çevrede yeniden kurgulanamaz. İlimlerin An’ane içerisinde aktarımı dahi An'ane’nin taşıyıcısı ve icazet sahibinin takdirince olmalıdır ki ancak o zaman ilmin bütün ile ilişkisi muhafaza edilebilir. Modern zihin, manası saf aklı aşan bu bütünlüğü kavrayamaz. Günümüzde bu sahaları anlamlandırmaya dair çalışmalarda düşülen yanılgıların sebebi de bu zihnin dışına çıkılamamasıdır.
An’anevî unsurlarını sürdüren bir ilim “bilimsel” üretim faaliyeti içerisinde bulunmaz. An'anevî anlayışa göre eşyanın bilgisi zaten sabittir. Klasik anlamda ilmî faaliyet bir nevi, insandan bağımsız şekilde var olan bu hakikatin farklı sahalardaki tezahürünün belli kaideler ile, tespiti ve izahıdır. İnsan aklının dahi bütünün dışında olmaması gerçeği bu nazariyeyi tesis eder. En nihayetinde zihin de varlıktan bağımsız değildir. Bilgi mana alemindeki konumunu da ancak böyle bir düzlem içerisinde bulabilir. Diğer bir taraftan insan ancak nitelikli bütün içerisinde küllî kavramlar hakkında konuşabilir. Fark edileceği üzere ilmin herhangi bir sahasını dışlamadık. Bunun sebebi mevzusu ne olursa olsun sahih metafizik ilkelere dayanan ilmin, bir varlık alanını açıklamayı hedeflemesi ve bunu yaparken bütünden neşet eden An’anevî formlarını muhafaza etmesidir. Ancak bu şekilde mana ile kalıcı ilişkisini sürdürebilir.
Modern nazarın zahirî olanda kaldığından ve bunun bir mana alemine sahip olmamasının sonucu olduğundan bahsedilmişti. Öte yandan hakikî anlamda bir bütünde yeri olan An’anevî unsur yalnız zahirî bir manada kalamaz. Hususen modern devirde daha çok maddeye ve niceliğe karşılık gelen sahalarda böyle bir mana daralması ile karşılaşmaktayız. Hiçbir mefhum veya mefhumlar arası ilişki, her ne kadar maddenin veya niceliğin farklı formları hakkında olursa olsun metafizik manadan ârî değildir. Bu sebepler ile An'ane içerisinde yer etmiş hiçbir alan yalnız zahirî olandan ibaret olamaz, mana aleminde bir yere karşılık gelen batınî anlamlara da sahiptir. Bu manevî (manaya dair) atıf saf niceliğe dair ilimlerde bile muhafaza edilir. Bugün manevî olandan yoksul hâldeki günlük hayatımızda dahi sembolik manalarından bîhaber kullandığımız birçok ibare bulunmaktadır. Durumu somutlaştırmak adına bir örnek olarak yazı boyunca işaret edilen “bütün” kavramı gösterilebilir. Şu ana kadar olan bahisler bile bu kavrama ait nitel ve sembolik anlamların kaybının etkilerini göstermektedir.
Hülasa, günümüzde bizi her yönüyle tahakkümü altına almaya çalışan modernitenin en gözde cephelerinden olan bilim sahası teknik ilerlemeciliği de yanına alarak insanı kuşatmaktadır. İnsanın tabiatına aykırı olan bu kuşatmaya karşı çözüm üretme iddiasındakiler meseleye dar bir pencereden bakarken kuşatmanın müsebbibi olan modern dünya görüşünün dışına çıkamamıştır. Bu içinde bulunduğumuz eşyanın sabit formlarına karşı kuşatmadan ancak zahirî sahadan çekilmekte olan An’anevî formların tekrar hâkim kılınmasıyla kurtulunabilir.
¹ René Guénon, Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alâmetleri, çev. Mahmut Kanık (İstanbul: İnsan Yayınları, [2024]).
² Atomize olmak tabirini birbirinden ayırt edilemez ve daha fazla bölünemez ayrık parçalar haline gelme manasında kullanıyoruz.